19 Mart 2010 Cuma

Birbuçuk Taraflı Aşklar - Moulin Rouge

Birine çok hayran olursunuz. İyi anlaşırsınız. Birbirinize müthiş uygun olduğunuzu düşünürsünüz. Bu dünyada benim için bir "perfect match" var ise, işte bu o dersiniz. Yaptığı saçmalıklar bile çok hoşunuza gider, içinizi gıdıklar. Çok yüksek şiddette bir tensel çekim istersiniz, ancak bu tensel çekimin altyapısı sadece g.t göğüs değildir. Onlar da güzeldir ama gerçekten sırf o değildir. Becerdiği her şeyi çok takdir edersiniz, ya keşke diğerleri de böyle olabilse dersiniz. Hatta çoğu zaman, ya keşke ben de böyle birisi olsam dersiniz. İçinizde hissettiğiniz o büyük istek kesinlikle sadece "elde etme isteği" değildir. Çünkü bu kişi öylesine can sıkıntısından kafanızda büyüttüğünüz bir kişi değildir. Bunu bilirsiniz. Süperdir ya süperdir. Küçük bir detay dışında, o size aşık değildir. Olacak gibi de durmuyordur.

Beni az çok tanıyorsunuz, öyle uçarı, vay dağlarda yatayım; yok efendim mistik nehirlerde yüzeyim, hop rafting'e doyamadım yamaç paraşütü de isterim falan filan. Öyle aşırı maceracı kadınlardan pek hoşlanmam. Hoşlanmam yanlış kelime oldu da, etkilenmem diyelim. İnsan olarak hoşlanabilirim bilmiyorum belki ama karşı cins olarak pek çekici gelmez bana "özgür kız"lar.

Bakışlar

Bu kız, yani Moulin Rouge, bu hayatta beni yamultan nadir “özgür kız”lardandır. Toyluk da var tabii o zamanlar ama yine de... Kod adı Mulen Ruj, çünkü güzelliği gerçekten Nicole Kidman’a çok benziyordu. Tipi benzemiyor, ama güzelliği benziyor. Bu dediğimi tarif etmem lazım tabii, havada kalıyor böyle deyince. Size de olur mu hiç bilmem, birini birine benzetirsiniz, ama o kişinin benzettiğiniz kişiye ne kaşı benzer ne gözü... Ancak her görüşünüzde beyniniz inanılmaz bir biçimde ona benzetir. Onu tanıdığım sıralarda Nicole’cüğümün de tam Moulin Rouge ile patlama yaptığı dönemlerdi. Gerçi kadın ne zaman patlama yapmadı ki, aktif bir yanardağ o benim gözümde. Benim Moulin Rouge 1,71, kumral, zayıf yapılı ama kadınsı hatları çok belli eden bir vücudu var. Çok sert bir kaş yapısı var. Kaş ve göz yapısı insanda ya bu kız uzak bir yere bakıyor izlenimi yaratıyor. Nicole Kidman da hep öyle gelmiştir bana. Fizik olarak 7,8 – 7,9, ne kasa diyeceğimi çok bilemiyorum. Ayrı bir kasa tipi, şöyle izah edeyim. Bir kere çok özenli giyiniyor. Ne giyerse giysin, dikkatle seçtiğini hissettiriyor. Tiril tiril görünüyor, hep güzel kokuyor. Fakat hatunun içine bazı bazı bir özgür kız kaçıyor. Atıyorum hafiften bol salaş bir gömlek, altına miniye yakın bir şort onun da altına dağcı ayakkabıları gibi. Profesyoneller hatırlar, Aşkın Nur Yengi’nin Yabani klibindeki giyim tarzının günümüze uyarlanmış hali gibi. (klipteki ilk kıyafet değil, ateşin başındaki hali, ikinci kıyafet.)

Kafa ve akıllı bir kız. Benden iki yaş büyük. O zamanlar iki yaş önemli. Daha doğrusu yaş önemli değil de, üst sınıf olması işleri değiştiriyor. Bizim fakültede başka bir bölümdeydi. Hem böyle dersleri filan çok iyi, hem hiçbi boktan da geri kalmayan tipler vardır ya, onlardan. Ben mesela hiçbi boktan geri kalmazdım, derslerim de hep sıçıktı. Alttan aldığı bir ders vesilesiyle tanışma fırsatı bulmuştum. Orada biraz şanssızlığım oldu, yani “O hooo şimdi bebelerle işin yoksa şu dersi de al” gözüyle bakarken tanıştım ben onla. O yüzden kıramadım kafasındaki sabitfikri. Halbuki ne ki lan 2 yaş, o zaman öyle değildi işte. Bir araya kafayı bayağı bir taktım. Hatta diyebilirim ki 4 sene filan sürdü, hep ince ince peşindeydim. Aradığında gittim. Yardımcı oldum çeşitli işlerde. Açıkkafalı kadınları her zaman takdir etmişimdir, emirlerine amadeyim.

Onun okulu bitti. Hiç kesmedik ilişiğimizi. Aramızda hiçbir şey yaşanmamasına rağmen hep çok hoşuma giden bir yanı vardı Moulen Rouge’un. Dediğim gibi çok açıkkafalı bir kızdı, ona olan meyilimden, hayatımdaki bir sürü kadına kadar birçok şeyi konuştum onla, akıl aldım. Okul bitince, iş hayatına girince, tam da tahmin ettiğim gibi kesti Özgür Kız olayını, biraz daha bussiness kasa olayına girdi. Diyordum kiiiiiiiii, Meksikalı bir adamın peşine takıldı, aşık oldu herifçioğluna, 2 sene gitti Tijuana diye benim daha önce adını bile duymadığım bir şehre. Özgür Kız’lık patlak veriyor işte bir yerden. Okul yıllarındayken bir süre kitlemişti beni, tatlı tatlı acı çektirdi beni. Şimdi düşününce, çok şey öğrendim. Helal olsun. Hiçbir zaman hayatımı sınırlamama sebep olmuş bir kadın değildir. Ancak aklımın bir köşesinde durmayı da hep becermiştir.

Bu durum çok net ama pek de dile getirilmez. Aslında eminim ki çift taraflı bir şey. Ancak kimse kusura bakmasın ben erkek tarafından yazacağım. Bu kısımlar önemli.

Bir kadın bir erkeğe ilgisi olduğunu net olarak belli etti ya da direkt söyledi. Erkeğin de o kızla hiç oluru yok. Cinsel anlamda da arzu etmediği durum üzerinden düşünüyorum. Erkek bu durumda hemen şu analizleri yapar.
1- Hemen uzaklaşmalıyım.
2- En iyi çözüm zamandır. Görüşmemeliyim
3- Görmesem daha iyi, çünkü üzmek istemem. Bu düşünce sürecinin sonunda erkeğin yediği damga, ekseriyetle öküz damgasıdır.

Bir kadına net olarak ilgi duyuyorsunuz ve bunu belli ediyorsunuz. Onun da gönlü yok, bu kadar basit. Gönlü yok. Başınıza gelecek şeyin adı çok nettir. Yedeklenmek! Yedekleme eyleminin kadınların bilinçli ve kasıtlı olarak yaptıkları bir hareket olduğunu düşünmüyorum. Doğalarında var. Hoşlanılmak, çevresinde bir kendisinden hoşlananlar ordusu yaratmak ve bu orduyu giderek büyütmek... Onların tarafından bakınca haklılar bile denilebilir. Diyelim ki bir kadının seninle hiç oluru yok, ve bu senin içini biraz sızlatıyor. Sevgili hemcinsim, hazır ol, çünkü o yara hep dağlanacak. Onun tarafından belirli periyotlarla aranacaksın (çünkü seni çok önemsiyor olur!), bir yerlere daver edileceksin, bir yerlerdeysen yanına gelinecek. Çünkü seni “kaybetmek ve kırmak” istemiyor. Erkeğin davranışının karşılığı öküzlükken bunu adına duyarlılık deniyor. Bilginiz olsun.

Tek taraflı aşk, sen seversin, o sevmez. Belki üzülürsün biter.
Karşılıklı aşk, her iki taraf da birbirini seviyordur. Ne güzel.
Erkek seviyordur. Kadın da tam bir karşılık vermiyor ama ekseninde tutuyordur. Yarım iş. Bunun adı bibuçuk taraflı aşktır. Kadınlar, bibuçuk taraflı aşkların ustasıdırlar.

Yine hanımların uyuz olacağı bir takım şeyler yazdığımın farkındayım. İlk eleştirilerin de, “ee ne yani arkadaş olmak isteyemez mi? Bak kendin diyorsun bir sürü şey öğrendim, açık kafalı, maçık kafalı, sen niçin arkadaşlığını bitirmek isteyesin ki?” diye... O iş öyle değil işte, benim özelimde bakarsak zaten hiçbir problem yok. Ben şikayet etmiyorum halimden. Ben yedeklenmiştim ama, kafa olarak başka kanallara hep açıktım ve her zaman o kanallara da gittim. Ancak bunu yapmayan bir dolu hemcinsim var, yedekte öylece bekleyen.
Hiç oyuna girmeyen yedek oyuncuların, oynayabilecekleri bir takıma gönderilmeleri gerekiyor. Altın yedeksen iyi, yani aralarda şans bulup iyi oyun sergiliyorsa bilmem, ama müzmin yedeklerin transfer piyasasına girmeleri lazım.

2 sene sonra Meksika’dan döndüğünde o aradı. “Biliyor musun? Okuldan konuştuğum neredeyse bi’ sen kaldın. ” dedi.

T.İ’ın iç sesi: “Ya bi’ ben kaldım da Mulen Rujcuğum, aynı zamanda dünya coğrafyasında vermediğin de bi ben kaldım. ”
T.İ’ın dış sesi: “Mulenciğim, en kısa zamanda görüşelim. Bu aralar işler biraz karışık gerçi. Ama bi zaman ayarlarım ben. Acayip aşk hikayelerim var sana anlatacağım.” (Yani, haberin olsun, pek umurumda değilsin, umurumdasın da ölüp bitmiyorum, acayip şeyler yaşıyorum, ki doğruydu o dönem, ona göre...)


Moulin Rouge’dan öğrendiklerim
1- Yedeklenme, hep transfer peşinde koş.
2- Olmuyorsa olmuyordur. Şansını zorlamaya devam edebilirsin, hayat bu. Ancak kendini yıpratma.
3- Çeşitlilik iyidir. Çeşit yapmak da iyidir, çeşit olmak da.
4- Özgür Kız, özgür kızdır. Kolay kolay o huy değişmez. Verir kendini dağa bayıra bir noktada.

Hamiş:

Lafonten .bnesi bu aralar benle çok t.şak geçiyor. Billie Jean’in peşine çok takıldım diye. Bak. Bunlar futbolun içinde olan şeyler Lafonten’ciğim. Anlattırma bana burdan hikayelerini...
Billie Jean geçen hafta sonu İzmir’e götürdü beni. Alsancak, Karşıyaka, Bornova, Kordon.. Hepsi cepte, kaptım işi anlayacağınız. Lafonten’i arayıp kısa bi rapor vermiştim, “öğlen kordon akşam mor don” diye. O da bana lakap taktı: Kordon Milne. Öyle diyecekmiş bana Billie’yle olduğum süre boyunca. Oraların önemli teknik adamlarından biri olmaya adaysın. Salak gibi sırf denize bakıp gelme, kanal aç bize dedi. İzmir gezisini kısa bir postla anlatırım size....

11 DIYECEGIM ODUR Kİ...:

küfkedisi dedi ki...

Evet bu konuda hakikaten çok adiyiz. İlgiyi gördük mü asla bırakmak istemeyiz bildiğinb ego tatmini. Arkadaşlar acır çocuğa yapma beee diye, biz gayet rahat aaaaaa napıyorum canım biliyor o benim ondan hoşlanmadığımı arkadaşız biz çekeriz. Oysa ki canını okuduğumuzu çok iyi biliriz. Velhasıl kelam her kadın bir finosu olsun ister.

Heee ama ben burada fino olan erkeğe daha çok kızarım. Ulan belli işte hatun seni kullanıyor, morali bozuk olunca arıyor damardan iltifat enjekte ettiriyor, kırk sene kapısında yatsan bir bok olmayacak. Hiç mi gurur yok ya da bu kadar salak mısın.

T.İ. dedi ki...

Gurur meselesi olduğuna pek de inanmıyorum. Bi önceki yazımda da demiştim. Gönül. Bu işler gurur meselesinden çok gönül işi.

Kadınlara kızmıyorum, erkeklerin biraz daha açıkkafalı olmaları lazım. Yoksa yedek kulubesinden burunlarını çıkartamazlar.

UYKUSUZ//UYURGEZER dedi ki...

"Bir kadına net olarak ilgi duyuyorsunuz ve bunu belli ediyorsunuz. Onun da gönlü yok, bu kadar basit. Gönlü yok. Başınıza gelecek şeyin adı çok nettir. Yedeklenmek!" buraya katılmıyorum..hiç gönlüm yoksa yedeklemem..yedekleniyosa da gönlüm vardır..ama o ara bi sebepten istememişimdir..
UYRGZR-.-

T.İ. dedi ki...

Aslında tabii gerçekleşme ihtimali olan ilişkilerden bahsediyorum. Ekseninde tutmaktan rahatsız olmayacağı bir tip olması lazım. Şartlar da var tabi...

Atıyorum Adriana Lima'nın yedeklediği erkek kategorisi farklıdır. Moulin Rouge'unki farklıdır. Adriana da beni yedekleyecek değil elbette.

cipim dedi ki...

yedeklerim affetmem. sakla samanı gelir zamanı.

T.İ. dedi ki...

UYKUSUZ//UYURGEZER de sapla samanı birbirinden ayırmaktan bahsediyor. Haklı tabii ki.

fatosh dedi ki...

ya bi an gelio takımına cok güvenip yedekleri gönderiyorsun sonra oyuncu bilerek kırmızı kart görüp oyun dısı kalıo! sonra sen bos kalmıs yedek kulubenden kös kös bos sahaları izliyorsun!
devre arasında transfere kasıyorsun!
oysa oyun devam etmeli, degil mi?
o yüzden yedekler candır :)

Adsız dedi ki...

Kötü hissettiğimde beni moral olarak yükselticek o yedekler muhakkak olmalı...
güzel şeyler söylemeli...
benimle ilgilenmeli...
evet belki bencilce ama onlarda yedek olmasınlar.
her iki tarafta bile bile yaşar böyle şeyleri.

tafr@dit dedi ki...

diyeceğim odur ki. T.İi anlamış kadınları da erkekleride..
Yedekleme işleminide;)

T.İ. dedi ki...

@ tafr@dit: Kadınları anlamak mi? Ne haddime.

@Fatosh: Devre arası transferinden de randıman almak hep zordur.

@Adsız: Tabii ki, her koyun kendi bacağından sonuçta. Ben eleştirmiyorum zaten hanımları yedekliyorlar diye.

zeynep vio* dedi ki...

ahahahaha bayıldım ellerine saglık :D

şu yedeklenme meselesi,cok dogru.
ama biz sizi yeedeklemezsek siz bizi yedeklersnz ya da olay abi kıza yüz verdm peşimi bırakmadı'ya döner. yalan mı ? doganın kanunu bu.
ha b de yedeklerken yedeklendigini farkedck zekadaki adamlara saygm sonsuz :)

 


TEHLİKELİ İLİŞKİLER © 2008. Design by: Pocket