15 Haziran 2010 Salı

Vuvuzehra!

Billie Jean geçen akşam bir arkadaşını eve davet etmiş. Ne güzel. Zehra diye bir kız. Bu davetin zaten benle hiç alakası yok. Ben oturucam, Alman Panzerleriyle Avusturalya Kangurularının maçını seyredeceğim. Onlar da karşılıklı girl talk yapacaklar. Kız hakkında bir ön brifing aldım tabii Billie Jean’den. Nasıl? Güzel mi? Sevgilisi var mı? Bizden kime olur? Bizimkilere bir kanal açar mı? Oluru var mı? Kafa olarak nasıl? Kasa olarak nasıl?

Üfle üfle, açılırsın.

Benim planım programım belli, biramı açarım, maçıma bakarım. Bu dünya kupası bana kilo aldıracak diye çok korkuyorum. Bu yüzden maçları izlemekten arda kalan zamanlarımın hatrı sayılır bir kısmını spor salonunda geçiriyorum. Tam da yaz öncesi, elimize almayalım göbeği.
Billie Jean ise durumu kabullenmiş durumda. Kadın olsam, ben de çok memnun olurdum bu durumdan. Herifin ne yaptığı çok belli çünkü :). Gündüz çalışıyor, işten çıkıp tekerlek çeviren hamsterlar gibi spor salonunda koşturuyor. Dönüp maç seyrediyor. Sevgiliyle geçirilecek kalan zaman ise az ve değerli olduğu için hiç çarçur edilmiyor. Hep güzel planlar, eğlenceli şeyler, gerekli hareketler. Dünya kupası hayatı güzelleştiriyor ve ilişkilere yarıyor anlayacağınız.

Neyse, size daha önce de yazdığım gibi, futbolu çok seviyorum. İzlerkense çok dikkatliyim. Az maç seyrederim. Güzel, büyük ve iddialı maçları sadece. Takımımı bütün sezon filan takip edecek takatim yok maalesef. Fakat dünya kupalarını hep ayırırım. Çok severim o şenliği. Ben yine bir maç öncesi hazırlıklarımı yaptım. Teşkilatımı kurdum. Lafonten’i çağırmıştım ama son dakikada geldiğim satışla Alman panzerlerini yalnız izlemek durumunda kaldım.

N’iye diye sorun: Çünkü Lüferkız’la bir programı çıkmış son dakikada kendisinin. Ne olduğunu, nasıl s.çık bir şey olduğunu da söyledi de yazmayayım şimdi onu. Ya ben bu herife bu şekilde davranmasının ilişkisini kaosa sürükleyeceğini bir türlü anlatamadım. Hep de aynı şeyi yapıyor. Yani düşününce bir ilişki seni bu hayatta yapmak istediğin şeylerden uzak tutmak için kurulmaz. Kurulursa ben ona ilişki demem. Onun adı başka: Çile. “Çile, sözlükteki tanıma göre; dervişlerin manevi yetkinliğe ulaşmak amacıyla, kendilerini bazı şeylerden, nefsi iştah açıcı hallerden yoksun bırakarak yaşamaya zorlandıkları bir olgudur.” [buradan aldım] O durum başka. Bizim Maldonado’nun sufizm’in s’siyle de dervişliğin d’siyle de alakası yok ki. O işler başka.


Konu kadın erkek münasebeti olunca... N’için hayatımda en çok sevdiğim şeylerden, hayatım daha güzel olsun diye başladığım bir ilişki için vazgeçeyim ki. Ya da tam tersi, niçin benim mutlu etmek istediğim birisi benim yüzümden çok sevdiği bir şeyi yapmaktan vazgeçsin. Hele ki o vazgeçtiği için ben beni ne kadar seviyor kisvesi altında bundan sevinç duyayım? Hasta mıyım ben? Ben böyle bir durumda yemin ediyorum kendimden çok utanırım. Mutlu etmem gereken birini saçma sapan kısıtladığım için. Tabii ki kadınlarda daha çok var bu s.kik anlayış. Bir çoğunun ilişki anlayışı bunun üzerine kurulu bile diyebilirim. Yani ilişkinin aşk ve sevgi dozajına, o aşkın, ona duyulan sevginin büyüklüğüne, yapılan tercihler üzerinden karar vermek. Ne kadar tercihlerini benden yana kullanırsa beni o kadar seviyor. “Benle zöttiri yapmak yerine maç izlemeyi tercih etti. Kendi bilir.” “Benle alışverişe çıkıp yarım saat yürüyünce ayaklarına kara sular inerken her gün spor salonunda nası koşuyo bu adam bir saat anlamıyorum.”. “Arkadaşlarınla çıkacağına benimle çıksaydın, ne demek istediğimi daha iyi anlardın. Beni eskisi sevmiyorsun. En başlarda böyle miydi?”

İşte bizim Lafonten gibi ilişkinin başında kız ne derse eyvallahlayan erkekler böyle bir anlayışın da ortaya çıkıp yerleşmesine sebep olmuşlar. Kadınlara saydırıyorum da, suçun en az yarısı erkek kısmında.

İlişki mutlu olmak için kurulur. Kadınların yaygın anlayışının aksine ilişki sürekli bir şeyler arasında tercih yapmak zorunda bırakılmak üzerine değil. En azından benim için öyle. Bir kadının bunlarla üstüme geldiğini hissedersem, hemen ayrılırım. Böyle bir denyoluk yaparsam o da benden ayrılsın. Öyle yapıyorsam, 1000 kere haketmişimdir terk edilmeyi. Şimdiye kadar çok alışveriş yapmakla eleştirdiğim sevgilim hiç olmadı. İstemiyorsam gitmem. Onun için mi üzücem onu?

Nerede kalmıştım? Hah Zehra. Zehra gelecek diye biraz rahatım kaçtı tabii. Tamam onlarla oturmayacağım ama, yine de eve bir hanımefendi geliyorsa, hele ki ilk kez tanışacağım birisi, öyle eşofman moduna girmem ben. [Bu işler böyle, kötü görünmemek lazım. Kız beni kafasına kötü kodlarsa kanal kapanabilir. Kendim için değil. Herkes için kötü. Benim de işim zor görüyorsunuz.] Neyse, Dingg Donng! Zehra geldi. Açtık kapıyı. Dırı dırı dırı dırı. T.İ Scan uygulamasının İlk 20 saniyelik sistem raporunu sizlerle paylaşıyorum.

Dıt dıt: Nişantaşı Kasa
Dırı dırı dıt: 6,9
Saç: Kestane dalgalı
Parfüm: Şekerli (sevmem, negatif)
Giyim Kuşam: Smart Casual

system off.

İlk gördüğümde hafif uzaktaydım. Anlamamışım. Yanına gittim merhabalaştık. Dondum kaldım. Aman Allah’ım. O nasıl bir ses. Kamera şakası gibi. Çok tiz. Size şöyle anlatayım. O kız konuşurken var ya, odaya hiç sivrisinek mivrisinek giremez, ya da bu kızla ıssız bir sokakta konuşarak yürüyorsanız filan, köpek möpek yanaşamaz yanınıza. Bizim kulakların algıladığı seviyede bunları yapabilen bir ses, o fukara hayvanatın işitsel sistemlerine ne gibi bi zarar verir ben hayal edemiyorum. “Sıkın lan üstüme raid’i shelltox’u. .mınıza koyim sizin!” diye bağırır sivrisinek. Böyle bir şey olamaz.

Daha önceki yazdıklarımdan da anlamışsınızdır. Ben kadında sese çok dikkat ediyorum. Kadınlar zaten güzel varlıklar, bi’ de şöyle şakıyor gibi oldu mu sesleri, billlur gibi, pek hoşuma gidiyor. Huzur veriyor bana. Tersi de çok geriyor. Tamam demiyorum ki, her akşam cümbüşünü sazlarını alıp bana “Beyoğlu’nda geeezersin” diye şarkı söylesin. Ama, ama... Anladınız ne demek istediğimi ya.

Nerdeeeee?

İlk bir şeyler içtik yarım saat kadar. Ben açtım Almanları, geçtim TV’nin karşısına. Onlar da arkada yemek masasının oradalar. 5-6 bilemedin 6-7 metre arkamdalar. Onlar da kafalarını 90 derece çevirseler televizyonu görürler. Ben tam karşıdan görüyorum TV’yi. TV’yle kızların ortasındayım diyebilirim. Hakemin başlama düdüğüyle beraber. Körük gibi ciğerleri olan Afrikalılar, yine vuvuzelalarını üflemeye başladılar. Allahım, o nası çirkin bir sestir. Kamera tribünleri gösteriyor. Anlıyorsun zaten o kadar sesin nasıl çıktığını. Adamların bir burun deliği var, benim burun deliğimin 4 katı. Bi çekiyo havayı, bi üflüyo zurnamsı vuvuzelasına, izle izleyebilirsen maçı. Nası bi milli çalgıymış arkadaş. Anlamadım ki. Bunu mu öğretiyolar bunlara ortaokulda lisede. Bizim milli çalgımız blok flüt. Milli eğitimin çemberinden geçmiş her Türk iyi kötü çalar. Bunlarda da Vuvuzela mı yani bizdeki blok flütün muadili. Şöyle mi gidiyor orda da işler? Congo Bongo, çal evladım. "Klimanjeeeero Aaafrika'nın, sen Yüce bir Dağısıııın". ZOOOORT ZORT ZORT ZOZOZOZORTT. "Hmmm, iyi açamadın burun deliklerini, 3. Haftaya daha iyi aç da gel. Burun deliklerinden çektiği hava sınıf pencerelerinden cereyan yapmayana 5 yok!"

Derken, Almanya erken golü de buldu, belli ki maç heyecansız geçecek. Yine de izleyeceğim. Ama en azından eziyet çekmeyeyim. Sesi kısık izleyeyim dedim. Kumandanın ses kısma tuşunu basılı tutarak hızlıca ses seviyesini düşürdüm. Düşürür düşürmez kulaklarım inanılmaz bir tırmalanma eşliğinde şu sesle doldu. Bu defa da Vuvuzehra!

Vuvuzehra: ıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııyk, ıyk. Iyk ıyk ıyk ıyk.
Billie Jean: Hahahaha, ilahi Vuvuzehra, amma da güldük ya.
Vuvuzehra: Hiiiiiiiiyk hiyk hiyk hiyk

Yeniden açtım TV’nin sesini. Siyahi kardeşlerimiz de sağolsunlar var güçleriyle üflüyorlar. Ben kulağını en az tırmalayan ses frekansını yakalamaya çalışıyorum. Televizyonu biraz kısıp yaklaşıyorum, ama kısınca Vuvuzehra ön plana çıkıyo. Sesini açıp uzaklaşıyorum. Vuvuzehra hepten vuvuzela’la karışıyor. Bi’ bira daha koydum. Almanlar ikiledi. Ben de salondan ikiledim.
Billie Jean çakalı kasten mi davet etti Vuvuzehra’yı anlamadım. Sıkıldı mı lan acaba bu kız dünya kupasından :). İçeri gidip Lafonten’i aradım. Kendisinin mübarek bir insan olduğunun altını çizdim.


- Tanrı seni buraya yollamadı yaolm. Sevgili kuluymuşsun.
dedim.
- Ne yollamadı olm? Lüferkız’la kapıdayız, aç kapıyı ikinci yarıyı beraber izleriz dedi. Lüferkız da Billie Jean’le takılır. Misafiri de varmış üçü otururlar.
- Kızların masasını üçlemek miiii?
Dedim
- Ne içtin lan sen yine hıyar?

Dedi ve zil desi tekrar duyuldu. Dinnnng, dong!

10 DIYECEGIM ODUR Kİ...:

küfkedisi dedi ki...

muhteşem bir istikrar hala billie jean :))

UYKUSUZ//UYURGEZER dedi ki...

çok güldüm gerçekten .. vuvuzela/vuvuzehra..kabus gibi..

T.İ. dedi ki...

@küfkedisi: Çok daha uzun süren ilişkilerim var benim. Öyle deme.

@Uykusuz Uyurgezer: Umarım kulağına gitmez ona bu kod adını taktığım. Çok utanırım.

Akasya dedi ki...

benim sesim için de böyle diyen vardır vallahi, ince sesim. ama cırtlak değil allahtan

"leb" demeden... dedi ki...

daha önce "jean çıkıcak cım tas tak" esiprisini yapan oldu mu?

KYBELE F dedi ki...

eeeeee? sonra?

cipim dedi ki...

10 numara adamsın. Ayrıca çok şeysin!!! :)

T.İ. dedi ki...

@ Akasya: Cırtlak değilse tamam.

@ Leb demeden: İnan ne dediğini hiç anlamadım. Affet. "jean çıkıcak cım tas tak"??

@ Kybele F: Skoru mu soruyorsun? Almanya 4 attı.

@ Cipim: İkisi de kesinlikle değilim. Çünkü 10 numara Maradona. Şey de Messi.

KYBELE F dedi ki...

hııı, iddaa oynamıştım Almanya demiştim, tutmuş demekki.

Onu diiil ding dong dan sonrasını soruyorum bre zındık :)

"leb" demeden... dedi ki...

salak bi reklam var ya. "jean çıkıcak" diyor. jean çıkartıp elbise filan giyiyorlar ya. salak bi de melodisi var...

neyse zaten tiksinçti :)))

 


TEHLİKELİ İLİŞKİLER © 2008. Design by: Pocket